Türkiye’de En Çok Gecekondu Nerede? Antropolojik Bir Perspektiften Bir Bakış
Bir sabah şehrin dışında, taşra mahallelerinden birinde yürürken bir anda karşıma çıkan o görüntü, bugüne kadar defalarca gördüğüm ama her defasında bana farklı bir şey anlatan bir manzara: Gecekondu mahalleleri. Gözlerimi çevirdiğimde, bir tarafta lüks apartmanlar, modern alışveriş merkezleri ve geniş caddeler, diğer tarafta ise dar sokaklar, gecekondulardan yükselen dumanlar ve zamanla şekillenen bir yaşam biçimi. Buralar, toplumun farklı sınıflarını, farklı yaşam biçimlerini ve kökenlerini birbirine bağlayan bir alan gibi görünür.
Gecekondu, sadece bir yapı türü değil, aynı zamanda Türkiye’nin kentleşme sürecinin, toplumsal yapısının ve kültürel kimliğinin yansımasıdır. Peki, Türkiye’de en çok gecekondular nerede? Bu yazıda, gecekonduyu bir mekân olarak ele alırken, aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel bir bağlamda tartışacak ve bunun üzerindeki etkileri inceleyeceğiz. Gecekonduların nerelerde yoğunlaştığını anlamadan önce, bu yapıları daha geniş bir perspektiften anlamaya çalışalım.
Gecekondu Kavramı: Sadece Bir Yapı mı, Yoksa Bir Kimlik mi?
Gecekondu, başlangıçta gece yapıldığı için bu ismi almış, çoğu zaman yasal olmayan bir biçimde inşa edilen, altyapıdan yoksun olan, şehir dışındaki ormanlık alanlarda veya boş arazilerde ortaya çıkan yapıların genel adıdır. Ancak bu tanım, sadece fiziksel bir yapıyı değil, aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel, kültürel ve sosyo-ekonomik yapısındaki derin eşitsizliklerin bir yansımasını da barındırır.
Gecekondu, bazen bir zorunluluk, bazen de bir yaşam biçimi olarak kabul edilir. Bu yapıların, yalnızca düşük gelirli insanların yaşadığı alanlar değil, aynı zamanda büyük kentlerin kültürel kimliğini şekillendiren, halkın dayanışma ve direncini simgeleyen mekânlar olduklarını unutmamak gerekir. Gecekondular, bir yandan kentleşmenin getirdiği zorlukları, diğer yandan kırsaldan kente göç etmiş bireylerin oluşturduğu toplulukların varoluş mücadelesini temsil eder.
Gecekonduların En Yoğun Olduğu Yerler: İstanbul ve Diğer Büyük Kentler
Türkiye’de en çok gecekondular, özellikle büyük şehirlerde yoğunlaşmaktadır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük metropoller, gecekondu yapılaşmasının merkezi haline gelmiştir. Ancak İstanbul, bu konuda en dikkat çekici örneklerden biridir. Tarihsel olarak, 1950’lerde başlayan hızlı kentleşme süreci, büyük bir göç dalgasına yol açmış ve köylerden kentlere gelen insanlar, şehirlerin varoşlarına yerleşmişlerdir. Bu bölgelerde, gecekondular hızla çoğalmış ve şehirlerin görünmeyen, ancak önemli bir parçası haline gelmiştir.
İstanbul’un dışında, özellikle Marmara Bölgesi’nde, Kocaeli ve Tekirdağ gibi sanayinin geliştiği illerde de gecekondu yoğunluğu yüksektir. Bu bölgelerde sanayinin gelişmesiyle birlikte, köylerden gelen işçiler ve taşeron işçiler, genellikle şehir dışındaki boş arazilere yerleşmişlerdir. İç Anadolu Bölgesi’nde ise, Konya, Eskişehir ve Kayseri gibi şehirlerde de gecekondu yapılaşması görülmektedir.
Ancak gecekondu yalnızca büyük şehirlerin varoşlarında değil, özellikle kıyı bölgelerinde de karşımıza çıkabilir. Ege ve Akdeniz gibi bölgelerde, turizm sektörünün de etkisiyle gecekondu yapıları daha çok sahil kasabalarında ve tatil beldelerinde gözlemlenir. Bu durum, özellikle kıyı bölgelerinde köylerden kente göç edenlerin oluşturduğu yeni yerleşim alanlarıdır.
Gecekonduların Sosyo-Ekonomik Yansıması: Kimlik ve Kültürel Görelilik
Gecekondu mahallelerinin en dikkat çekici yönlerinden biri de, farklı ekonomik sınıfların, kültürlerin ve kimliklerin iç içe geçmesidir. Gecekondular, bir yandan düşük gelirli kesimin yaşadığı yerler olarak tanımlanabilirken, diğer yandan bu mahalleler, kent kültürünü oluşturan, yeni sosyal ilişkilerin geliştiği ve kültürel mirasların taşındığı alanlardır.
Gecekondular, bazen sadece yaşam alanları değil, aynı zamanda toplumsal kimliklerin yeniden inşa edildiği alanlardır. Bu mahallelerde, geleneksel köy yaşamının izleriyle kentsel yaşamın izleri birbirine karışır. İstanbul’daki gecekondu mahallelerinde, evde yapılan geleneksel yemekler, bayram kutlamaları, yöresel festivaller gibi kültürel pratikler hâlâ önemli bir yer tutar. Aynı zamanda, farklı etnik grupların (Kürt, Çerkes, Laz vb.) bir arada yaşadığı bu mahallelerde, etnik kimliklerin sosyal yapıyı nasıl şekillendirdiğine tanık oluruz.
Ancak gecekondu mahalleleri sadece kültürel kimliklerin inşa edildiği yerler değildir. Aynı zamanda ekonomik göç ve sosyal eşitsizliğin en yoğun şekilde hissedildiği bölgelerdir. Gecekonduların bulunduğu bölgelerde, işsizlik oranı genellikle yüksektir. Ayrıca, gecekondu sakinlerinin büyük bir kısmı, güvencesiz işlerde çalışmakta ve sınıfsal ayrımcılıkla mücadele etmektedir.
Gecekonduların Toplumsal Yapısı: Akrabalık, Dayanışma ve Sosyal Bağlar
Birçok gecekondu mahallesinde, akrabalık ilişkileri ve dayanışma önemli bir yer tutar. Sosyal bağlar, sadece bireysel çıkarlar üzerinden değil, toplumsal değerler ve gelenekler üzerinden şekillenir. Gecekondularda, akraba ilişkileri çok önemlidir. Aynı mahallenin içinde, çok sayıda kuzen, teyze, amca gibi yakın akraba yerleşmiş olabilir ve bu da bireylerin yaşamlarını daha sosyal, daha iç içe geçmiş bir şekilde inşa etmelerini sağlar.
Gecekondularda, “aile” ve “mahkeme” kavramları çok daha geniş ve kapsamlıdır. Akraba dışında, mahalle sakinleri de birbirini “aile” olarak görüp dayanışma içinde olabilirler. Bu tür mahallelerde, toplumsal yardımlaşma, komşuluk ilişkileri oldukça güçlüdür. Mahalledeki insanlar, birbirlerinin düğünlerine, cenazelerine katılır, aynı sokakta yürüyüp aynı sokakta bir arada yaşarlar.
Ancak bu toplumsal yapılar, bazen de içsel çatışmalara yol açabilir. Gecekondu mahallelerinde, sosyal hiyerarşiler, iş bölümü ve toplumsal roller oldukça belirgindir. Genellikle, iş gücü açısından daha dezavantajlı durumda olan kadınlar, evdeki işlerin büyük kısmını üstlenirken, erkekler genellikle daha dışa dönük, toplumla daha fazla etkileşimde bulunan bireylerdir.
Sonuç: Gecekondu ve Kimlik Oluşumu
Gecekondu kavramı, sadece bir yapı tipi değildir. Aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin, kültürel kimliklerin, ekonomik değişimlerin ve toplumsal yapının kesişim noktalarından biridir. Gecekondu mahalleleri, Türkiye’nin kimliğini şekillendiren, toplumun daha geniş yapılarıyla örtüşen karmaşık bir alanı ifade eder.
Türkiye’de en çok gecekondu, büyük şehirlerde ve sanayinin yoğun olduğu bölgelerde yer alırken, bu mahalleler aynı zamanda toplumsal yapının, kültürel çeşitliliğin ve ekonomik eşitsizliğin izlerini taşır. Gecekondularda yaşayan insanlar, kendi kimliklerini, toplumlarının gelenekleri ve deneyimleriyle inşa ederken, aynı zamanda kent kültürüne uyum sağlamaya çalışırlar.
Peki sizce, gecekondu mahalleleri, bir kentsel dönüşüm projesinin parçası olarak yok olmalı mı, yoksa bu alanlar, toplumsal dayanışma ve kimlik için bir simge olarak korunmalı mı? Gecekonduların içindeki yaşam biçimlerini ve kültürel izleri nasıl değerlendiriyorsunuz?